27 Ocak 2012 Cuma

TAVUK SUYUNA ÇORBA

Soğuk Havalarda En Güzel Yiyecek Bir Kase Sıcak Çorba Değilmidir?
Herkesin tercih edeceği bir alternatiftir çorba...O halde bu tarif çorba severler için gelsin ...Tavuk Suyuna Çorba....Bu deyim bana bir katabı hatırlatıyor...küçük hikayelerle dolu harika bir kitabı ve kitaplar serisini....Buyurun buradan inceleyin isterseniz...

Şimdi benim tavuk suyuna çorba tarifime geçmek istiyorum;

Malzemeler:

-------------

4 su bardağı tavuk suyu

2 su bardağı su

2 temek kaşığı tereyağı

2 yemek kaşığı un

2 yemek kaşığı tel şehriye

1 yumurta sarısı

1/2 limon suyu

1 kase yoğurt


üzeri için;

1 yemek kaşığı tereyağı

1 tatlı kaşığı pul biber

arzuya göre nane


Yapılışı:

----------

Tereyağında un kavrulur ve üzerine soğuk su ve tavuk suyu ilave edilerek özdeşleştirilir...Kaynamaya başlayınca tel şehriye atılır ...diğer tarafta yoğurt,yumurta sarısı ile iyice çırpılır,içine yarım limon sıkılır...çorbaya ilave edilerek kesilmemesi için sürekli karıştırılır....kaynamaya başladığında ocaktan alınır...tereyağında pul biber kızdırılır,kaseye konan çorbanın üzerine bir yemek kaşığı gezdirilerek servis yapılır....AFİYET OLSUN!!!

*Hergün çorba yaparız,yeriz ama daha önce hiç araştırmamıştım acaba çorbayı kim icat etmiş,nasıl ortaya çıkmış diye....Biraz göz attım ve sizlerle paylaşayım istedim....


Çorbanın Anadolu kültüründe ve Türklerde folklorik önemi çok büyük. Batıda sadece iştah açıcı olarak tüketilen çorba, bizim kültürümüzde yemek olarak yer alıyor. Sofranın temsilcisi ve yöneticisi olan bir yemek... Çorba, Kafkaslar, Ortadoğu, Orta Asya, Balkanlar ve Anadolu'da küçük telâffuz farklılıklarıyla isimlendirilmiş. 'Şorpa', 'Çorba', 'Ciorba', 'Şorpo', 'Şulpa' ve hatta 'Hurpa' olarak biliniyor. Çorba, Farsça 'Şurba' kökünden geliyor. Tuzlu demek olan 'Şur' ile aş demek olan 'Ba' nın birleşmesinden oluşuyor. Çorbalar mide öz suyunu artırdıkları ve doyurucu oldukları için beslenme uzmanlarınca tavsiye edilen yiyecekler arasında yer alıyor. Ayrıca besleyiciliği malzemelere göre değişiyor. Çorba, teorik olarak sebze, et ve balık gibi yiyeceklerin sıvı içinde pişmesine deniyor. Örneğin, Fransızlar için çorba yemeğin başında sunulan sıvılaştırılmış iştah açıcı yemek. Hatta Fransa'da genel olarak bir dilim ekmeğin üzerine dökülen bol sulu yemek anlamına geliyor. Türk kültüründe çorba Çorba, Anadolu ve Türk kültürünün önemli yemeklerinden biri. Öyle ki, sabahtan sabaha uzanan zaman diliminde farklı amaçlarda tüketilebiliyor. Kahvaltı ile başlayan çorba serüveni, akşam içkiyi fazla kaçıranların, şafağın henüz sökmeye başladığı saatlerde ayılmak için başvurduğu vazgeçilmez çare oluyor. Hatta batıda çorba üzerine uzmanlaşmış lokantalar bulunmazken, bizde sadece çorba satan lokantalar fakirinden zenginine hizmet sunuyor.

Anadoluda kışlık hazırlıkların önemli bir parçası olan çorba karışımları üretilmeye devam ediyor. Çorba Türkler için o kadar önemli ki, her çorbanın üzerine ayrı ayrı rahiyalar yakılıyor ve bunun adına da çorba yüzlüğü deniyor. Bu sayede çorba gövde kazanıyor. At sırtında göçebe hayatı yaşayan Türklerin zengin bir mutfak kültürü oluşturmalarının mümkün olmadığı biliniyor. Sütten yoğurt üretmenin ve içinde yoğurdun önemli payı olduğu sofraların vazgeçilmez çorbası tarhananın, bir göçebe Türk buluşu olduğu kanısı da yaygın. Ancak Anadolu'ya yerleşmeye başlayınca, her türlü meyve ve sebze yetiştirmeye elverişli topraklar, çorba kültürünün de gelişmesini sağlıyor.

Osmanlı'nın rolü Çin ve Fransız mutfaklarıyla birlikte, dünyanın en büyük üç mutfağından biri olan Osmanlı mutfağında çok sayıda ulusal mutfak ve bu mutfaklara ait zengin çorba çeşitleri bulunuyor. Bu, Osmanlı'nın çok uluslu yapısından kaynaklanıyor ve 'yöresel' sınırlarını aşıyor. Osmanlı'da zengin çeşitli yöresel mutfaklar ve çorbalar, bütün bu yemekleri alıp yeniden değerlendiren merkezi yapı sayesinde çeşitlenmiş. Özellikle sarayın aşçıları başta çorbalar olmak üzere yeni ve değişik yemekler icat edip sunmakla yükümlüymüş. Yemek yemenin kendi başına bir zevk haline gelmesi, böylece pişirme yöntemlerinin de incelerek gelişmesi ve çeşitlerinin artması gibi gelişmelerin, Osmanlı'da ve sarayda asıl 18. yüzyılın ilk yıllarında başladığı tahmin ediliyor. Dolayısıyla çorbalar da bu gelişmelerden payına düşeni alıyor. İlk batılılaşma girişimleri tarihçilerin daha sonraları 'Lale Devri' adını taktığı bu dönemde başlıyor ve bu etkilenmeler Avrupa'da çorbalara yönelik gelişmelerin takip edilmesine de neden oluyor. Osmanlı tarihinin, birçok alanda en parlak dönemi olan Kanuni zamanında yapılan görkemli, gösterişli ziyafetlerde ve kutlamalarda da çorba, saray sofralarrında yemek dizisini başlatan en önemli yiyecek oluyor, Çorba hala yemek dizisini başlatan en önemli yiyecek. Hatta yemeğin temsilcisi ve yöneticisi. Çünkü sofradaki misafirleri etki altında bırakacağı gibi, sonradan servis edilecek yemeklerin de tercümanı oluyor.


*Gerçekten mükemmel bir çorba kültürüne sahip olduğumuz için çok şanslıyız değil mi?

*Çorbasız bir menü düşünülemez bizim için...


Şen ve Esen Kalın Sevgili İzleyenlerim!!!

CUMA SOHBETLERİ...




HAYIRLI CUMALAR EFENDİM,CUMANIZ MÜBAREK OLSUN!!!



(Fotoğraflar İlimizin Ekşisu Mesire yerinden kareler,yazdan kalma)
Bugünkü Cuma Sohbetimizin konusu Misâfirperverlik ...



Allâh’ı ve Rasûlü’nü her şeyden çok seven ve nebevî ahlâk ile ahlâklanmak isteyen bir mü’min, Allâh’ın kullarına muhabbet besleyerek elinden geldiğince onlara ikramda bulunmaya çalışır. Bilhassa yolculuğa çıkmış veya yurdundan uzaklarda çâresiz kalmış garipleri bulup onlara kol-kanat gererek, gönüllerindeki gam ve kederi sürûra çevirmenin gayreti içinde bulunur. Zîrâ yaralı bir gönle merhem olmak, kulu Allâh’a yaklaştıran fazîletli bir davranıştır.
Ayrıca kendisini ziyârete gelen bir mü’mini muhabbetle kucaklayıp güler yüz ve tatlı dille ağırlamak, varsa dertlerine ortak olmak da pek mühim bir din kardeşliği edebidir.
Dolayısıyla misâfire ikrâm etmek, müslümanın şiârıdır. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“…Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kimse misâfirine ikrâm etsin…” buyurmuştur.
Misâfire ikrâm edilen eve, hayır ve bereket yağar. Bunu Rasûlullah -aleyhissalâtü vesselâm- Efendimiz şu güzel teşbihle ifâde buyurmuşlardır:
“Hayır ve bereket, misâfir ağırlanan bir eve, bıçağın deve hörgücüne ulaşmasından daha çabuk gelir.”
Araplar misâfirperver ve cömert insanlardı. Misâfir geldiğinde deve kesip ikrâm edenleri bile vardı. Devenin en lezzetli yeri hörgücü olduğundan, ev sâhibinin bıçağı, evvelâ oraya uzanırdı. Fahr-i Kâinât Efendimiz, bu güzel misâli vererek ümmetini misâfire ikramda bulunmaya teşvik etmiştir.
Rasûlullah -sallâllâhu ale­­­­­­yhi ve sellem-, misâfir ağırlamak istemeyen kimsede hayır olmadığını da ifâde buyurmuştur.Çünkü ihtiyaç sâhibi birini misâfir etmemek, ülü’l-azm bir peygamberi gücendirecek kadar çirkin bir davranıştır.
Nitekim Hazret-i Mûsâ ile Hızır -aleyhimesselâm- yolculuk yaparken bir köye uğramışlardı.


Ancak köy halkı onları misâfir etmekten kaçındı. Bu durum onların gönüllerini incitti.Diğer taraftan Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, babanın, misâfirin ve mazlûmun yaptığı duânın kabûl edileceğinde şüphe olmadığını haber vermiştir. Bu durum, hem hayır duâ hem de bedduâ için geçerlidir.
Rasûlullah -aleyhissalâtü vesselâm- misâfir için evde fazladan bir yatak bulundurmayı tavsiye etmiş, bu arada israftan da sakındırmıştır.Âlimlerin bildirdiğine göre Allah Rasûlü’nün evde köpek beslemeyi kerih görmesinin sebeplerinden biri de, köpeğin eve gelen misâfirleri korkutmasıdır. Bu düşünce, Peygamber Efendimiz’in misâfire ne kadar değer verdiğini de göstermektedir. Nitekim O şöyle buyurmuştur:
“Misâfiri ilk gece ağırlamak her müslüman üzerine bir vazifedir. Her kim (misâfir olarak bir kimsenin) evinin önünde sabahlayacak olursa, (bu kimseye ikrâm etmek) o ev sâhibi üzerine bir borçtur. İsterse borcunu öder kur­tulur, isterse terk eder ve borçlu kalır.”
Yine birgün:
“Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kimse misâfirine câizesini versin!” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:
“–Yâ Rasûlallah! Misâfirin câizesi nedir?” diye sordular. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de:
“–Onu bir gün ve bir gece ağırlamaktır. Misâfirlik üç gündür. Misâfiri üç günden fazla ağırlamak ise sadakadır.” buyurdular. Misâfiri bir gün bir gece îtinâ ile ağırlamak, imkânlar nisbetinde onu memnun etmek, ikinci ve üçüncü günlerde ise normalde âilenin yiyip içtiğinden ikrâm ederek külfete girmemek münâsip görülmüştür. Misâfire ikrâm edilenlerden arta kalanlar, ev sâhibi için bir berekettir.
Peygamber Efendimiz, bizi misâfir etmeyen, ikramda bulunmayan kimseleri dahî misâfir edip ağırlamamızı emretmiştir.
Bununla birlikte bir kadının, kocasının izni olmadan bir kimseyi evine alması ise yasaklanmıştır.
Bir misâfir geldiğinde, çok aç olabileceği veya hemen kalkmak isteyebileceği düşünülerek mevcut yiyeceklerden hemen bir şeyler ikrâm etmelidir. Daha sonra yemek hazırlamaya geçilebilir. Zîrâ misâfirlere hâl ve şânına uygun bir sûrette ikram, âilenin mürüvvet vazifesidir.
Misâfir ayrılırken, ev sâhibinin onu kapıya kadar uğurlaması sünnettir.
Misâfir, lüzûmundan fazla kalarak ev sâhibini zor durumda bırakmamalıdır. Bu hususta Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-:
“Bir müslümanın din kardeşinin yanında onu günâha sokacak kadar kalması helâl değildir.” buyurmuşlardı. Ashâb-ı kirâm:
“–Yâ Rasûlallah! İnsan din kardeşini nasıl günâha sokar?” diye sorunca:
“–Misâfirini ağırlayacak bir şeyi bulunmayan kimsenin yanında oturup kalmakla.” buyurdu.
Misâfir, eve girmek için izin istediğinde, gözünü evin içine ve mahrem yerlere bakmaktan muhâfaza etmelidir. Zîrâ âyet-i kerîmede “Birbirinizin kusurunu ve gizli hâllerini araştırmayın…” buyrulmaktadır.
Giriş ve çıkış esnâsında ince düşünceli olmalı, dikkatli hareket etmeli ve fazla yüksek sesle konuşmamalıdır. Ayakkabıları yerinde çıkarmalı ve tertipli bir şekilde koymalıdır. Yine eve girerken ayakkabıları kontrol edip, yolda üzerlerine necâset bulaşmışsa temizlemelidir. Misâfir, ev sâhibinin gösterdiği yere oturmalı, başka bir yere gitmemelidir.
Misâfir, bir eve girdiğinde, araştırıcı ve meraklı kimseler gibi etrafı kolaçan etmemeli, bakışlarını sadece ihtiyacı olan şeylerle sınırlandırmalıdır. Misâfirin, kapalı hâldeki kasa, sandık, dolap, kese veya herhangi bir gizli şeyi açması, İslâm edebine aykırıdır ve emânete hıyânet sayılır.
Misâfirin, ev sâhibi izin vermeden ona imamlık yapması ve husûsî mekânına oturması da münâsip değildir. Yâni misâfir, her hususta ev sâhibine uymalı, hattâ o müsâade etmedikçe nâfile oruç bile tutmamalıdır.Hâsılı, hem ev sâhibi hem de misâfir, âdâba riâyet ederek hüsn-i muâşerette bulunmalıdır.



Rabbim bol misafirli hanelerden eylesin bizim evlerimizide inşallah!!!


Yazıların menşei burada.....

26 Ocak 2012 Perşembe

BROWNİ

Merhabalar Sevgili İzleyenlerim,Kıymetli Misafirlerim!!!

Bugün sıcak,güneşli mis gibi bir hava var dışarıda...Karlar yavaş yavaş eriyor,insanlar canlanıyor...Soğuk hava dalgası batıdan tekrar yayılacak deniliyor,sanırım yine kar var...Ama önemli olan bizim kendi havamız değil mi? Bir fincan sıcak çayınızı elinize aldığınızda yanında şöyle mis gibi bir browni olsun istemezmisiniz?...


Hemde arası bol nutellalı,akışkan bir lezzet....

Bizim evde çok seviliyor,kek fanusumuz hiç boş kalmaz ya kek ya kurabiye doludur...Kızlar da eşim de çayın yanında severler...Allah eksikliğini vermesin misafirimde çok olur hemen acil durumlarda bulunsun isterim...Yine o durumlardan birinde yapmıştım browniyi....Yayınlamak bugüne kısmet oldu....


İşte tarif;


MALZEMELER:

-------------------
4 yumurta
2 su bardağı süt

2 su bardağı şeker
1 su bardağı sıvıyağ(arzu ederseniz bir su bardağı eritilmiş margarinde kullanabilirsiniz)
3-4 yemek kaşığı kakao
1 pkt. kabartma tozu


1 pkt.vanilya

2,5 su bardağı un

4 yemek kaşığı nutella veya başka bir şokella


YAPILIŞI:

------------

Yumurta ve şekeri çırpın... Un ve kabartma tozu hariç diğer malzemeleri de ekleyerek karıştırın...karışımdan bir su bardağı ayırın ...daha sonra un ve kabartma tozunu ekleyin ve karışımın yarısını yağlanmış borcam tepsiye dökün arasına nutellayı ara ara akıtın...kalan keki üzerine dökerek 180 drc.fırında pişirin...kek biraz ılınınca ayırdığınız 1 su bardağı karışımı üzerine dökün,iyice çekip soğuduktan sonra hindistan cevizi serperek servis yapın...


AFİYET OLSUN!!!

Ne Olmasın?

Kilooooo Olmasınnn....

Esen kalın efendim!!!

25 Ocak 2012 Çarşamba

DÜN AKŞAM VE BİZ

Dün Akşam Bu Masada Misafirlerimle Birlikteydim!!!

Gelinimiz,annesi,kızkardeşi ve biz....Kendimce birşeyler hazırladım,elimden geldiğince... Amaç bir arada olmaktı....Muska Böreğini,çöp şişte çeri domatesle servis yaptım...
Patates Çorbasından sonra Keşkek....


Cevizli Kabak Salatası

Zeytinyağlı Brokoli

Közlenmiş patlıcan ve biber salatasıGöbek Salata... Ömer çok tatlıydı ama ağzına lokma koymadan gezdi ve hep de öyle...annesini çok uğraştırıyor....Ömerin teyzesi Seher ...Ömer onada anne diyor... Kerem ile çok iyi anlaşıyorlar...
Kerem ;Ömer benim yardımcım diyor,kendisi büyük ya,abilik yapıyor...
Birlikte çizgi film izlerlerken...Oyuncaklara bayılıyor,dizip bozuyor...



Tatlımız Elma Dolması....
Ömer ağzına tek lokma yemek sürmedi ama çikolata soslu marsmallowları çok sevdi...Misafirlerimizle hoşça vakit geçirdik,yedik içtik...

24 Ocak 2012 Salı

AVAKADO SALATASI

Pek sık yaptığımız bir salata değildir,Avakado salatası....
Ülkemizde son 10 yıldır tanınan Avakado meyvesi,yöremizde pek bilinmez...

Faydaları saymakla bitmeyen avakadoyu pek sevemedik nedense...Ama cilde uygulandığında muheşem sonuç alınıyor,şiddetle tavsiye ediyorum ki zaten uzmanlarda sürekli söylüyor...

Avakadoyu aldıktan sonra gazete kağıdına sarıp 2 gün beklettim,buzdolabına koymadım...Açtığımda yumuşamıştı...Kabuklarını soyup dilimledim ve sonrada çatalla ezdim...Bol zeytinyağı,limon,dereotu,karabiber,pul biber,kekik ekledim...Çok değişik bir aroması var...sarmısak eklemedim yakışırmıydı bilemiyorum....

Faydaları saymakla bitmeyen avakadoyu yüzüme sürdüm ve sonuç mükemmeldi...Bence haftada bir kere maske olarak uygulamak lazım...
Netten araştırdım ve bu bilgileri sizlerle paylaşmak istedim...
AVAKADO

Anavatanı Orta Amerika olan avokado meyvesi ülkemizin Adana Antalya Alanya gibi güney illerinde yetişir.Meyvelerinin etli kısımlarında sabit yağ potasyum ve A D E vitaminleri bulunan avokadonun sabit yağında da ayrıca protein ve vitamin vardır. Yapraklarında yüzde 3 oranında uçucu yağ bulunan avokado içerdiği antioksidan maddeler nedeniyle bağışıklık sistemini güçlendirirken aynı zamanda kozmetik sektöründe cilt bakımı kremlerinin bileşiminde kullanılır.

Faydaları nelerdir? İçeriğinde yoğun antioksidan maddeler bulunan avokado vücudun bağışıklık sistemini artırıp kansere karşı koruyucudur. Avokado meyveleri ve yapraklarının kaynatılmasından elde edilen özsu tansiyon düşürür.·İçinde tanen bulunan yaprakları kabız yapıcı etkiye sahip olup ishali keser. Yaprak ve dallarından su buharı distilasyonuyla elde edilen uçucu yağ parfümeride hammadde olarak kullanılır.Enerji değeri yüksek bir meyve olan Avokado yağ ve protein açısından da oldukça zengindir. Ayrıca bol miktarda A ve E vitamininin yanında B grubu vitaminleri ve potasyum gibi mineralleri içinde barındıran besleyici bir besindir.

Avokadonun Faydaları: Vücut dokularının ve cildin yenilenmesine yardımcı olur. Yaraların iyileşmesine katkıda bulunur. İyi bir hücre koruyucu ve antioksidandır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kansere karşı koruyucudur. Kalp ve damar sağlığı açısından da yararlıdır.Avokado Nasıl Kullanılır? Avokado yağı ve suyu hücrelerin yenilenmesine yardımcı olduğu için kozmetik alanında cilt kremi losyon ve güneş yağlarında kullanılır. Cildi korur ve besler. Özellikle kuru yıpranmış ve yaşlanmış derilerin yenilenmesine ve güçlenmesine yardımcı olur. Avokadonun içi ezilerek bal ve biraz elma sirkesi ile karıştırıldıktan sonra çırpılmış bir yumurta sarısı ve 3 yemek kaşığı kadar zeytinyağı bu karışıma yavaşça karıştırılarak hazırlanacak maske cilt kırışıklıklarını gidermede oldukça etkilidir.

ÖMERLİ GÜNLER

Günaydın Sevgili İzleyenlerim!!!

Sabah Şerifleriniz Hayır Olsun!!!

Pazar Günü Ömerimiz geldi...Kerem abisiyle akşam buluştular...Nasıl sarıldılar anlatamam...Çok güzel oynadılar...


Kerem ata binmeyi çok sever hep bahsederim...Evdede kimi bulursa at yapar sırtına binerdi...En çok da babasına...Ama artık büyüdüm diyor...Ömeri görünce kendisi at oldu yavrum,Ömeri taşıdı...Ömerinde çok hoşuna gitti....

Ömer 19 aylık oldu...Onu görünce Kerem gözüme çok büyük göründü...
Yerinde duramıyor Ömer çok hareketli ama hiçbirşey de yemiyor,annesini koşturuyor etrafında....

Kerem abilik havalarında...
Bunlarda 3 dünürler...

Sol baştan Kayınvalidem,Annem ve Serpilin annesi Kadriye Hanım...Serpil, annesi,kızkardeşi ve Ömerle geldi...Kardeşim Türker gelemedi işleri yoğun...Bayan bayana geziyorlar...Bugün akşam da bana yemeğe gelecekler inşallah...Yemekleri hazırladım,ayrıntılar yarına....

SEvgiler,SElamlar HEpinize...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails